|
___Çini;
Türk Seramik Sektöründe sanat ve estetiğin öne çıktığı
geleneksel sanatımızdır. Kökleri Orta Asya Türklüğünden
gelen çini; gerek mimariye bağlı olarak ve gerekse kap
kacak nevinden kullanım amaçlı olarak Anadolu ya
Selçuklularla gelmiştir. Günümüzde hala bunların en güzel
örneklerini Selçuklu eserlerinde başarılı bir şekilde
görmek mümkündür.
___Çini
mimaride bir ayıp kapatmak için değil mimarinin bir
tamamlayıcı unsuru olarak kullanılmıştır. Bu eserler
mimari ile o kadar bütünleşmiştir ki en ufak parçası
yerinden alındığında mimaride eksiklik kendini
hissettirir. Selçuklulardan sonra Anadolu'da kendini
gösteren Osmanlılar, ilk defa çiniyi 1326’da Bursa'nın
fethinden sonra kullanmaya başlar. Bursa’nın
Bizanslılardan alınması sonucu başkent olarak hızla mimari
faaliyetlere girişilir. Selçuklulardan gelen mimaride çini
kullanma geleneğinin burada da devam ettiğini görüyoruz.
Yeşil Türbe, Muradiye Camii gibi.
___Osmanlıda
Fatih Dönemine gelindiğinde, sarayda Ehlihiref Örgütünün
(Sanatkărlardan Oluşan Örgüt) kurulması ile ilk defa olgun
eserlerin ortaya çıktığını ve belirli çini merkezlerinin
de oluştuğunu görmekteyiz. İznik ve Kütahya gibi.
Özellikle 15 ve 16.yy lar Çini Sanatının zirvede olduğu
dönemler olarak bilinir. Öyle ki bu konu ile ilgili Ernst
Diez “16. Asır Osmanlı Çini Sanatı insanlık tarihinde
yalnız dört beş asırda bir vücut bulan nadir bir üslup
olayıdır. “ der ve devamla “Bu üslup olayını önemi
açısından yalnızca M.Ö.IV. – V.Asır Yunan heykellerine
benzeterek sınırları belirgin, parlak renklerle oluşan,
bitkisel bir tezyinatın sakin hareketi” olarak tanımlar.
Batılı bir aydının gözüyle bu sanatımızın yorumuna,
takdirle katılmamak mümkün değildir.
___16.asır
renkçi bir anlayış Mercan kırmızısı, Firuze Yeşil, Türkuaz
renkleri yanında göz akı astar, sır ve desende derinlikle
eşsiz eserlerin verildiği dönem olarak bilinir. Bu
dönemlerde saray nakış hanelerinde çizilen desenler,
saraya yakınlığı ve hammadde bolluğu olan İznik
atölyelerinde işlenir. Devamlı saraydan destek alması,
sadece saray siparişlerini karşılayabilmesi İznik
Çiniciliğini 15-16.asırlarda daha ön plana çıkarır. İznik
Çiniciliği saraya bağlı olmasının yanında Kütahya
Çiniciliği ise, diğer talepleri karşılamış ancak İznik’in
yetişemediği zamanlarda saraya çalışmıştır. Buna karşılık
birçok cami, kilise ve havraların çinisi Kütahyadan
gitmiştir.
___Saraya
bağımlılık bir avantaj olarak görünse de zamanla sarayın
çöküşü ile iznik atölyeleri birer birer yok olurken ,
Kütahya varlığını devam ettirmiştir. Tarihte ilk Toplu İş
Sözleşmesinin de Kütahya’da Çini Sektöründe
gerçekleştirildiğini biliyoruz.
___Burada
kısaca bu sanatın literatürdeki yerinden de bahsetmemiz
gerekirse eski saray kayıtlarında mimariye bağlı çinilere
“Kăşi” Kapkacak nevinden olanına “Evani” denilmiştir. Tabi
18.yy sonlarına kadar. Çöküş dönemlerinde ismi dahi
unutularak Çin'den gelen çin işi anlamında Çin-i => Çini
olarak adlandırılmıştır. Halbuki çin porselenleriyle
hiçbir ilgisi yoktur. Çini’nin GELENEKSEL TÜRK SERAMİĞİ
olarak adlandırılması doğru olacaktır.
__ |